Çerçi

1970’lerde dağın başındaki küçük köyümüze ortalama olarak ayda bir kere çerçi (seyyar satıcı) gelirdi. Katıra yüklü iki sandığını caminin önüne yayıp satışa başlardı.

Ürünleri, alüminyum/plastik kap kacak, bisküvi, lokum, leblebi, sakız, tarak, toka vb. ıvır zıvırdan ibaret olurdu. Çocukların en çok rağbet ettiği şeyler sakız, bisküvi ve lokum idi.

Keçi yünü (tiftik) bakır/alüminyum eski kap-kacak, yumurta karşılığı bir şeyler satın aldığımı hatırlıyorum. Boş vakitlerimizde köyün etrafındaki çalılık arazileri dolaşıp küçük baş hayvanların çalılara takılmış tüylerini toplardık. Bunlar olmadığı zaman da evdeki 5-10 tavuğun kümese bıraktığı yumurtalardan araklama yolunu seçerdik.

Ninem (ebem) kümesteki yumurtaların eksik olduğunu görünce “Gara habarı dağılasıcalar, yumurtaları çalmışlar” diye söylenirdi.

Aradan 45-50 sene geçti. Artık o sade günler çok geride kaldı. Çerçiler yok olup gitti. Katırlar da ağır yük taşımacılığı eziyetinden kurtuldular. Bugün 30 adet yumurta kolisi satın alınca aklıma bunlar geliverdi.

Ciddi konular ihtiva eden yazılar hem beni geriyor hem de okuyanların canını sıkıyor. Gerçeklerin dile getirilmesi bazı kesimleri çok rahatsız ediyor.

Bugün yaşadığımız sıkıntıların temelinde, israf, tembellik, okumama, öğrenmeme, üretmeme, bol tatil, miskinlik, şatafat, ölü yatırımlar, tarlalara beton dikme modası, ortalama sadece bir-iki ay kullanılan yazlık evler, yurtdışı tatilleri, marka giyinme, devasa taşıtlar, moda saçmalıkları, içi boş diplomalar, bilime sırtını dönme, Acun, Şeyma, Seda hikayelerine vakit ayırma yatıyor.

Çerçi

Cem Yılmaz yine bizi anlatmış

Son iki gün içinde Cem Yılmaz’ın 8 bölümden oluşan Erşan Kuneri adlı diziye benzeyen şeyini izledim. Film uzmanı değilim. Sadece sıradan bir vatandaş olarak gözlem yapmak için zaman ayırdım.

8 bölümün ardından vardığım sonuçları ileteyim: Tıpkı Recep İvedik serisi gibi bizi, iç yüzümüzü, yalanlarımızı, akıl dışı işlerimizi, çar-çur kültürümüzü, nasıl soyulduğumuzu, kadına bakışımızı, sigara düşkünlüğümüzü, alkol ile olan dünyamızı yüzümüze çarpıyor.

Filmin senaryosu ortalama Türkiye insanının günlük yaşantısının birebir kopyası gibi. Yani biz ne yazık ki bu filmdeki gibi yaşıyoruz.

Eğitim örgümüzün 300 yıldır berbat olması sebebiyle nitelikli, bilgili, ortalamanın üzerinde insanlar ortaya çıkmıyor. Lise mezunu insanlarımız en temel konulardan bile habersiz ne yazık ki…

Ali Özdemir
(Eğitimci/Yazar)

Yorum yazın